Ay’a Aslında İnilmedi Safsataları

Şüpheci olmakla enayi olmak arasında ince bir çizgi varmışçasına bir sürü insan sırf şüpheci gözükmek uğruna en dayanaksız komploları dahi kabul eder hale geldi. Üstelik şüphecilikle enayilik arasında ince bir çizgi falan yok; aralarında dev, muazzam bir Çin Seddi var. Bunlardan en popüleri Ay’a inişin aslında gerçekleşmediğini öne sürmek. Komplo hem ABD’ye karşı gelme gibi bir misyonuna hem de tüm insanlık tarihinin bence en önemli olayını reddederek marjinallik kazandırma işlemine hizmet ettiğinden çok rahat kabul edilir oldu. Fakat ne komployu öne sürenler ne de komplonun kendisi bir bilimsellik taşıyor. Sanılan şey, 1969’da Ay’a yolculuğun stüdyoda sahte bir iniş videosu hazırlamaktan daha zor olduğu. Aslında durum tam tersidir, Ay’a inme teknolojisi vardı fakat onun sahtesini yapma teknolojileri yoktu.

Buzz Aldrin Collects Rocks

ay’a inişin tadını en çok çıkaran gene çocuklar olmuştu

En yaygın inanış komplo teorileri arasında malumunuz Stanley Kubrick vakası. Söylenene göre ABD gerçekte Ay’a gidemeyeceğinden 2001 filmi ile gözüne giren Kubrick’i videoyu çekmesi için işe almış. Kubrick’in mason olmasıyla da iyice iştah açan bu teorinin dayandığı herhangi bir bilimsel kavram yok. Şu anda insanlar için Ay’a gidilmiş gibi gösteren bir video hazırlamak, Ay’a gerçekten gitmekten çok daha kolay ve olası gözüküyor, özellikle 1969 senesi için. Fakat işin aslı böyle değil, o tarihte video hazırlamak Ay’a gitmekten gerçekten daha zordu. Bunu anlamak için iki konu üzerinde durmakta fayda var.

Birincisi, roket teknolojisi sanılandan çok eski bir teknoloji. 1633’te Hezarfen Çelebi’nin abisi Lagâri Hasan Çelebi roket tasarlamıştır. Tasarladığı roketin içine girerek Sarayburnu’ndan Topkapı Sarayı’na gittiği söylenir, her ne kadar abartı olduğu ayan beyan ortada olsa da roket teknolojisinin geçmişe ne derece uzandığını anlamak için önemlidir. Roketler İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli halkalarından birini oluşturmuştur ve 1920’lerden beri nasıl daha uzak mesafelere roket gönderileceğine dair çalışmalar ölüm kalım savaşı verircesine ilerlemiştir. 1940’larda yörüngeye oturacak bir roket dahi tasarlanmıştır, roket teknolojisinin bu denli gelişmesinin sebebi on yıllar boyunca en önemli teknoloji olarak görülmesi ve üzerine yoğunlaşılmasıdır. Savaş bitince Alman mühendisler ABD ve Sovyetlere göç etmiş ve bildiklerini bu iki ülkenin teknolojisini geliştirmede kullanmıştır. Soğuk Savaş zamanının da en önemli teknolojisi nükleer silahların nasıl atılacağının çözümü olan roketler olunca, 1960’larda çok ileri bir noktaya gelmiştir.

733px-Lagari

tamam akşam haberleşiriz o zaman

Film teknolojisi ise çok ilkeldi. Görsel efekt namına bir şey yoktu, daha televizyonda renkli yayın yapılamıyordu. Stanley Kubrick’in dehasını kullanıp 2001’deki gibi ikna edici çekimler yaptığını düşünebilirsiniz fakat bu doğru olmaz. Öncelikle Apollo 11’in Ay’a iniş videosu kısa bir görüntü değil. Televizyondan yayınlanmış ve saatler sürmüştür. Üzerinde oynanacak kısa bir görüntü kaydı değildir. Bu saatler süren filmde astronotlar az yerçekimli ortamda hareket etmektedirler, bu dönemin video manipülasyonuyla yavaş çekim tekniği kullanılarak yapıldığı varsayılabilir. Bunun mümkün olamayacağının nedeni ise o düzeydeki yavaş çekim tekniğinin High-speed kameralarla çekilip, ardından FPS (Frame per second) ayarlarıyla oynanarak yavaş çekimde gösterilebileceği, ve High-speed kameraların o tarihte icat edilmemesidir.

Film manipülasyonunun Ay’a gitmekten daha zor olması gerçeğinin yanında, bir diğer husus Ay’a sadece bir kez gidildiği ve onun da gerçek olmadığı yanılgısıdır. Komplocuların sandığına göre günlerden bir gün ABD halkı televizyonlarında Ay’a inildiği haberini görmüş ve ülkelerine olan bağlılıkları artmış, emperyalizm bir kez daha zafer kazanmıştır. Fakat bu tamamen yanlış bilgidir, Ay’ın yörüngesine birçok kez gidilmiş ve insanoğlu toplamda 6 kez Ay’a inmiştir. Ay’a yapılan Apollo programı dahilindeki başlıca yolculuklar şunlardır:

  • Apollo 8 ve 10: Ay’ın yörüngesine oturup, ardından dönmüştür. Sırasıyla 1968, 1969.
  • Apollo 11: Ay’a ilk iniş. Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins. Collins Ay’ın yörüngesindeki araçta kalmış ve Ay’a ayak basamamıştır. Armstrong ve Aldrin ana araçtan ayrılan başka bir modülle Ay’a inmiştir. Listenin devamındaki her üçüncü kişi Ay’a inmemiş ve Collins gibi yörüngedeki araçta oturmuştur. 20 Temmuz 1969
  • Apollo 12: Ay’a ikinci iniş. Charles (Pete) Conrad, , Alan Bean, Richard Francis Gordon. 1969.
  • Apollo 13: Yakıt arızasından dolayı Ay’ın yörüngesindeyken iniş iptal edilmiş ve Dünya’ya geri dönmüştür, mürettebatı kurtulmuştur.
  • Apollo 14: Ay’a üçüncü gidiş. Alan Shepard, Edgar Mitchell, Stuart Roosa. 1971.
  • Apollo 15: Ay’a dördüncü gidiş. David Scott, James Irwin, Alfred Worden. 1971.
  • Apollo 16: Ay’a beşinci gidiş. John Young, Charles Duke, Thomas Mattingly. 1972.
  • Apollo 17: Ay’a altıncı gidiş. Eugene Cernan, Harrison Schmitt, Ronald Evans. Schmitt bir jeolog olarak Ay’a iniş yapan ve bir NASA programına katılan ilk bilimcidir. 1972.
moon_2421085b

hiç kimsenin tanımadığı apollo 17 astronotu. yazık.

Görüldüğü üzere Ay’a sadece bir tane sahte film hazırlanarak gidilmemiştir. Altı kere yapılan Ay yolculuğunun her seferinde başka kameralarla görüntü kaydı alınmıştır. 1969’da sahtekarlık yapıldı demek hem ardından gelen seyahatlerdeki çekimlerde de sahtekarlık yapıldığını iddia etmektir, hem de onlarca yapılan Apollo programında çalışan binlerce fizikçinin ve mühendisin hakkını yemektir. Apollo programında çalışan binlerce insanın da işin içinde olduğunu ve dışarıya hiç bilgi sızmadığını iddia edecek kadar gerçeklikten kopuk birine karşı ise söylenecek hiçbir şey yok.

Aslında buraya kadar söylenenler lafügüzaf. Ay’dan gelen onlarca kaya örneği bütün dünya tarafından incelenmiş ve dünya dışı olduğu farklı milletlerden farklı bilimciler tarafından kanıtlanmıştır. Ayrıca Ay’a olan uzaklığımızı şu an Apollo ekiplerince kurulan alıcı vericilerle ölçüyoruz. Lunar Laser Ranging deneyi adındaki bu yöntemle Dünya’dan Ay’a ışık yollayıp oradan yansıyan ışığın ne kadar sürede geri geldiği bulup aradaki mesafeyi ölçüyoruz. Hala kullanılan bu yöntem bile Ay’a inişin somut bir kanıtı.

stanley-kubrick

dünyanın en karizmatik insanı

Ay’a inilmiştir, üstelik altı kez. Bu yazıda hep söylenegelen aslında bayrak dalgalanıyordu (motordan gelen havadan), ışığın açısı farklıydı söylemlerine yer vermeye dahi gerek görmedim. Stanley Kubrick’in ise sahte filmi çekmediği şuradan anlaşılır, eğer filmi Kubrick çekmiş olsaydı o bayrak dalgalanmazdı.

Ay’a ikinci ayak basan ve Ay’a ayak basarken “Senin için küçük bir adım olabilir, ama benim gibi ufak tefek bir adam için büyük bir adım.” diyen Buzz Aldrin’in onu taciz eden bir adamı yumrukladığını buradan izleyebilirsiniz. Ay’a seyahat ile ilgili For All Mankind belgeselini daha fazla bilgi için mutlaka izleyin.

Sonsuz Evrenin Getirdikleri

Cesur Yeni Dünya kitabının yazarı Aldous Huxley’in dedesi Thomas Huxley azılı bir Darwin savunucusu olmasıyla tanınır. Charles Darwin bilimsel tartışmalardan hiç haz etmediği için tartışmalardan kaçardı ve tartışma işini Thomas Huxley büyük bir tutkuyla gerçekleştirirdi, öyle ki kendisi Darwin’s Bulldog olarak nam salmıştı. Evrime karşı hala daha gelen evrimsel gelişimin rastgele olduğu ve bu kadar kompleks sistemlerin rastlantısal ürünler olamayacağı sorusuna bir cevap geliştirmiştir. Evrim rastgele veya tesadüfen değildir, milyonlarca yıllık sistematik hayatta kalma gelişimidir ama Huxley’in teorisi tamamen rastlantısal olsa bile ne olurdu sorusunun cevabını verir, yeterli süre geçerse her şey olur.

 Shakespeare Yazan Maymun olarak adlandırabileceğimiz teoreme göre sonsuza kadar yaşayan bir maymun bir daktiloya rastgele basarak bir Shakespeare eseri yazabileceketir. Rastgele tuşlara anlamsızca basarak bir oyun yazmak çok çok düşük bir olasılıktır ama imkansız değildir. İmkansız olay; fizik kurallarına aykırı olan, gerçekleşmesi sonsuz zaman ve şans verilse dahi gerçekleşmeyeceği kesin olan durumdur. Olasılıksız (improbable) olay ise gerçekleşmesi sağduyuya göre mümkün olmayan, fakat matematiksel ve fiziksel olarak bir aykırılığı bulunmayan çok düşük olasılıklı durumlara denir. Bir maymunun Shakespeare eseri yazması da olasılıksıza örnektir, kısıtlı zamanda (bu kısıtlı zaman birkaç gün değil milyonlarca yıl da olabilir) yazması mümkün gibi durmaz, fakat sonsuz maymun yazmaya çalışsa veya bir maymuna sonsuz zaman verilirse nihayetinde bu olasılığı düşük olay kesinlikle gerçekleşecektir.

sikeryum avm’de düzenlenen kuantum liderlik kitabının imza gününde yazarın mutluluğu gözlerine yansımıştı

Şimdi, evrenin bir ucunda sizinle aynı hayatı yaşayan birisinin olduğunu düşünün. Tamamen aynı tarihe sahip bir dünyada, aynı ailesi ve arkadaşlarıyla, birebir aynı görünümde, aynı duygularla, aynı bilinçle. Sizden bir tane daha. Bunun için Dünya oluştuğundan beri gerçekleşen bütün olayların da aynı olması gerekli. Sadece sizin ve insanlara bağlı olayların aynı olması değil, aynı zamanda gezegenin ve gezegenin komşusu bütün gök cisimlerinin de her bir zerresine kadar aynı olması gerekli. Evrenin bir ucunda bunun gerçek olma olasılığı çok çok çok düşüktür fakat bu imkansız bir olay değildir.

Eğer evren sonsuzsa, bu durum kesin olarak gerçekleşecektir. Sonsuzluk hakkındaki ne büyük yanılgılardan biri sonsuzluğun çok büyük bir sayı olduğunu zannetmektir. Sonsuz kavramı bunun ötesindedir, sonsuzluk zaman aralığı olarak alındığında her şeyin, fizik kurallarına uyduğu sürece gerçekleşeceğini söyler. Yukarıdaki örnekte olasılık çok düşüktü fakat sonsuz bir zaman aralığı verildiği için bu olay kesinlikle gerçekleşir.

Eğer evren sonsuzsa, sizin aynınızdan sadece bir tane olmaz. Sonsuz tane olur. Birebir sizle aynı sonsuz sayıda insan evrenin belli köşelerinde sizin yaptığınızın aynısını yapıyor, bu yazıyı okuyor. Birebir aynı olmasının dışında ufak tefek farklılıklarda da kendinizden mevcut, sizin bütün hayatınızdan tek farkı bugün 10:20 yerine 10:21’de uyanması olan veya üç gün önce 57 çekirdek yerine 58 çekirdek çitlemek olan örnekler de evrenin dört bir tarafında sonsuz sayıda var.

nasa_1622185c

herkesin etkilendiği uzay fotoğrafı gene etkiledi

 Paralel evren diye bahsedilen konu bununla alakalı olmamakla birlikte paralel evren adı altında incelenen fantezi dünyasını bu yorumlama gerçek kılar. Paralel evren tabiri kuantum kuramından doğan bir fikirdir, yazının kalanında bahsedeceğim mevzu çoklu evrenler (multiverse) ile ilgilidir. Paralel evrende kovboy olabilirim gibi fanteziler sonsuz evrende sonsuz kere gerçekleşir zira kovboy olmak fizik kurallarına aykırı değildir, dolayısıyla imkansız da değildir, olasılıksızdır fakat sonsuz olasılık arasında mevcuttur. Evrenin bir köşesinde sizin aynınız kovboyluk, samuraylık, başbakanlık, seri katillik yapıyor üstelik sonsuz sayıda.

Şunu anlamak önemli, bu bahsedilen alternatif yaşamlarınız paralel evren anlatımlarındaki gibi bambaşka bir diyarda değil, bunlar uzay gemisine binip ziyaret edebileceğiniz yaşamlar. Yetkin bir uzay aracıyla dünyanın en zengin insanı olduğunuz halinizi ziyaret edebilirsiniz, ya da sizin hayatınızdan tek farkı diğer halini ziyaret etmemek olan versiyonunuzu ziyaret edip onu şaşırtabilirsiniz.

Bütün bu örnekler olasılıksız koşullar içindi ve olasılıksız fizik kurallarına dahil olan düşük olasılıklı olaylar için tanımlanmıştı. Fakat eğer bahsedilen çoklu evrenler gerçekse ki bunlar her ne kadar popüler oldukları için sahte bilim tarafından sömürülüyorsa da bilimsel karşılıkları vardır (Inflation Theory), fizik kuralları sadece bizim evrenimizde kanun olduklarından farklı fizik kurallarına uyan evrenler de mevcut demektir. Dolayısıyla fizik kurallarına aykırı olduğu için imkansız kümesine aldığımız olaylar olasılıksız kümesine girer.

vader-luke-dagobah-cave

illuminati yaz stajı için sizleri çağırıyor

Sonsuz sayıda sonsuz evren olması demek, her türlü olasılığın gerçek olmasının imkan dahilinde olduğu, imkansız diye bir şeyin mevcudiyet anlamında kalmadığıdır. Yani başka bir evrende evrenin çok uzak bir köşesinde Luke Skywalker veya Prenses Leia’sınız, bambaşka bir evrende Gandalf’sınız.

Not: Bu bahsedilenler fiziksel bir gerçeklik belirtmemektedir, yalnızca eğer evren sonsuz ise olacakları içerir. Evrenin sonsuz olup olmadığı kozmolojinin meselesidir, burada eğer evren sonsuzsa fikrinden yola çıkarak basit matematiksel çıkarımlar yapılmıştır.